Yazılar

Yellowface Romanının İş/Örgüt Psikolojisi Açısından Yeniden Yorumlanması: Çalışma Kültürü, Rol Yükü ve Görünürlük

R.F. Kuang’ın Yellowface romanı, yayımlanmasının ardından ağırlıklı olarak kültürel temsil, ırksal kimlik, etik sorunlar ve yayıncılık dünyasındaki güç ilişkileri bağlamında incelenmişti. Mevcut yorumların çoğu, Athena ve June karakterlerini bu eksenlerden okuyarak kültürel sermaye, otantiklik, uygunluk veya iptal kültürü gibi kavramlarla ilişkilendirdi. Fakat roman, yalnızca kültürel bağlamda değil aynı zamanda; çalışma yaşamına dair daha geniş psikolojik süreçleri de açığa çıkaran bir yapıya sahip. Bu noktada yapılmış analizlerin çoğunda arka planda kalan önemli bir boyut göze çarpıyor: modern iş kültürünün birey üzerinde yarattığı baskı, rol çatışmaları, görünürlük/görünmezlik dinamikleri ve adalet duygusunun psikolojik sonuçları.

Romanın iki ana karakteri – Athena ve June – bu açıdan oldukça dikkat çekici bir karşıtlık sunuyor. Athena, dışarıdan bakıldığında olağanüstü başarılı, üretken ve görünür bir figür; ancak hikaye, onun bu görünürlüğü taşırken yaşadığı çoklu rol baskısını sessizce ortaya koyuyor. Athena’nın sadece “iyi bir yazar” olması yetmiyor; aynı zamanda kültürünü temsil eden, pazarlanabilir bir yüz taşıyan, endüstrinin beklentilerine uygun davranan ve sürekli olarak belirli bir imajı koruyan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum, örgüt psikolojisinde “rol aşımı” ve “kimlik yükü” kavramlarıyla ilişkilendirilebilir. İnsanların iş hayatında yalnızca görevlerini yerine getirmeleri değil, aynı zamanda üzerlerine yapıştırılan kimliklere, göstermek zorunda kaldıkları yeterliliklere ve pazarın belirlediği beklentilere uyum sağlamaları gerektiğinde, içsel kaynakları hızla tükenebilir. Athena’nın varoluşu tam da bu tür bir performans baskısının nasıl görünmez olabileceğine işaret ediyor.

June karakteri ise bu yapının diğer yüzünü temsil ediyor: Çabalayan ama görünür olamayan, emeğinin karşılığını aldığını hissetmeyen, sürekli başkalarıyla kıyaslanan çalışan deneyimini. June’un yaşadığı psikolojik dalgalanmalar, iş yerlerinde sık görülen ancak çoğu zaman adlandırılmayan bir dinamiği temsil ediyor: “Adaletsizlik hissi”nin içten içe nasıl bir kırılma yarattığı. 

İş psikolojisi alanında bilinen üzere, kişi kendini değersiz, geri planda veya adil olmayan bir sistemde sıkışmış hissettiğinde, motivasyon ve etik duruş kolayca erozyona uğrayabilir. June’un dünyası, bu duygunun edebi bir yansıması gibi. Başarısızlıkla değil, “görülmemekle” savaşma hali. Çabalarının görünmezliği, onda sadece mesleki bir hayal kırıklığı değil, kimliğine dair bir derin sarsıntı yaratıyor.

Bu nedenle Yellowface, iki uç deneyim “aşırı görünürlük” ve “kalıcı görünmezlik” üzerinden modern çalışma kültürünün bireyi nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Bir karakter fazla yükün altında ezilirken, diğeri yokluğun ağırlığıyla mücadele ediyor. Birinin kimliği pazarlanıyor, diğerinin kimliği hiç ilgi görmüyor. Birine atfedilen temsil sorumluluğu ağırken; diğerine tanınmayan değer incitiyor. Her iki durumda da iş hayatının içerisinde yer alan örüntüler kişiyi kendi benliğiyle karşı karşıya bırakıyor.

Bu açıdan Yellowface, örgütsel davranış alanında sık tartışılan adalet algısı, rol belirsizliği, performans baskısı ve psikolojik sözleşme gibi kavramları edebi bir zeminde görünür kılıyor. Roman, doğrudan bu terimleri kullanmasa da, karakterlerin deneyimleri üzerinden bu mekanizmaların gerçek hayattaki duygusal ve davranışsal karşılıklarını sezdiriyor. Böylece Kuang’ın metni, yalnızca kültürel veya etik bir tartışma değil; aynı zamanda günümüz çalışma kültürünün insanı nasıl dönüştürdüğüne dair güçlü bir metafor haline geliyor. Bu yönüyle eser, literatürde sıklıkla sosyal, kültürel veya etik açıdan ele alınsa da, aynı zamanda iş/örgüt psikolojisinin daha az tartışılmış bir boyutuna ışık tutuyor: Bireyin çalışma hayatı içinde taşıdığı görünmez psikolojik yükler ve bu yüklerin kimlik üzerindeki etkileri.